Bulanık Mantık


Bulanık mantık (Fuzzy Logic) kavramı ilk kez 1965 yılında California Berkeley Üniversitesinden Prof. Lotfi A.Zadeh'in bu konu üzerinde ilk makallelerini yayınlamasıyla duyuldu. Prof. Lotfi A.Zadeh tarafından ortaya atılan ve hızla gelişerek modern denetim alanında birçok bilim adamının ilgisini çeken araştırmaya açık yeni bir dal oluşmuştur. Örneğin Londra Üniverstesinden Profesör Mamdani kuramı bir buhar türbininin hızının denetlenmesine uygulamayı düşünmüş ve bu amaçla, bir insanın davranışlarını mimikleyen “eğer türbin hızı çok hızlı artıyorsa ve basınç da çok düşükse , buhar vanasını biraz aç” türünden kurallardan oluşan bir uzman sistem geliştirilmiştir. Prof. Mamdani bulanık mantık temelli bir tür bir uzman sistemle türbin hızının ve performansının çok başarılı bir şekilde denetlenebileceğini göstermiştir.
Bulanık mantık kuramının ilk önemli endüstriyel uygulaması çimento sanayiinde olmuştur. Bu sanayide değirmen içerisindeki sıcaklık ve oksijen oranı ürün kalitesi açısından çok önemlidir. Kısıtlı ve hassas olmayan, ısı ve karbonmonoksit oranı gibi bilgilerle iyi bir çalışma düzeni elde edilmesi bir sanat olup operatörlerin bu konuda yeterli bir uzmanlık kazanabilmeleri için inanılmaz farklılıklar olacağından ,üretilen çimento da vardiyadan vardiyaya değişecek,tutarlı kalitede çimento üretimi çok zor olacaktır. İşte bir Danimarka firması bu nedenlerden dolayı lineer bir model üzerine kurulu geleneksel denetleyici yerine bir bulanık mantık denetleyici kullanmayı düşünmüş ve çok başarılı sonuçlar veren bir uzman sistemi geliştirmiştir. Bu veya benzeri sistemler bugün bile Japonya ve Amerika da dahil olmak üzere birçok ülkede kullanılmaktadır. Kronolojik sıra içerisinde bundan sonraki en önemli aşama Japonya da 1987 yılında görülmüştür. Hitachi firması ilk olarak 1978 yılında ulaştırma bakanlığına başvurmuş ve sedai metro sisteminde çalışan trenlerin otomatik olarak denetimi için bulanık mantık kullanımını önermiştir. Başkanlık öneriye olumlu baktığını belirtmiş,fakat bulanık mantık denetleyicinin kullanılmakta olan sisteme göre belirgin üstünlükleri olacağı konusunda kanıt istemiştir.Hitachi firması 9 yıl içerisinde 300.000 benzetim çalışması ve 3.000 insansız operasyon gerçekleştirmiş ve sonunda. 1986 yılının sonlarına doğru ulaştırma bakanlığından kullanım iznini almıştır. Geliştirilen sistemde, daha önce tren operatörü tarafından bir PID temelli denetleyici aracılığı ile yapılan ve yolcuların sarsıntılı bir yolculuk geçirmelerine neden olabilen hızlanma raportörünün yapması gereken işler kapıları kapatmak ve başlatma düğmesine basmak gibi birkaç işlemle sınırlı kalmaktadır. Böylece yolcuların, demirlere tutunma gereksinimi duymadan bir yolculuk yapabilmeleri sağlanmış, daha önce kullanılan sisteme göre trenin istenilen konumda durması üç kat iyileşmiş ve kullanılan enerji % 10 azalmıştır. Sağlanan bu başarının Hitachi firmasına getirdiği mükafat, Tokyo metrosunda böyle bir sistemin kullanılması için alınan kontrat olmuştur.
Yukarıda açıklanan başarılı uygulamadan sonra bulanık denetim konusundaki çalışmalar yeni bir ivme kazanmış ve endüstriyel uygulama alanları hızla artmışdır. Çalışmaların uluslar arası alanda koordinasyonu amacı ile Japonyada 1989 yılında, LIFE adlı bir laboratuvar kurulmuştur. Bu laboratuvarda yapılan araştırma çalışmalarına, aralarında Hitachi, Toshiba, Omron, Mathushita gibi ünlü Japon firmalarının yanısıra IBM, NCR ve THOMSON gibi Japonya dışı firmaların da bulunduğu toplam 51 firma katılmakta olup 6 yıllık bütçesi yetmiş milyon dolardır.
Bulanık mantık denetleyiciler konusundaki kuramsal çalışmaları hala sürüyor olmasına rağmen artı bu konu endüstride kendisine önemli bir yer edinmiş durumdadır. Uygulama alanları arasında çeşitli beyaz eşya,tren,asansör,trafik kontrolü ve otomotiv sanayi sayılabilir. Bugün Japonya’da bulanık denetim kullanan beyaz eşyalar ve elektronik aletler,Örneğin fotoğraf ve çamaşır makineleri,güncel yaşamın birer parçasıdırlar.
Tüm dünyada ise bulanık mantık içeren ürünlerin satış hacmi 1990 yılında 1.5 milyar dolara ulaşmıştır.Bu meblağın 2000 yılına kadar 13 milyar dolara çıkması beklenmektedir.
Günümüzde otuzdan fazla ülkede bulanık mantık konusunda araştırmalar yapmakta olup bunlar arasında ABD, Japonya, Çin ve Batı Avrupa ülkeleri başta gelmektedir. Çin’de bu konu ile uğraşan bilim adamı sayısı 10000 in üzerinde olup hemen arkasında Japonya yer almaktadır. Uygulama açısından ise Japonya belirgin bir şekilde önde gözükmektedir. Bu durum belki de uzak doğu insanın düşünüş şeklini bulanık mantığa daha uygun bir fotoğraf makinesi, bir batı ülkesinin toplumu tarafından tepki ile karşılanabilir. Japonya’da ise ev kadınları bile bu sözcükle haşır neşir olmuşlar ve bulanık mantık kullanılan her türlü ev aletini özellikle arar duruma gelmiştir. Bir başka nedende ABD de yapılan çalışmaların genellikle askeri amaçlara ve uzay uygulamalarına yönelik olması ve bu nedenle projelerin ve sonuçlarının herkese açık literatürde yayımlanmama olabilir. NASA bünyesinde bulanık denetim konusunda çalışan çok kuvvetli bir grup vardır. Bu grup uzay mekiği için pilotların yükünü azaltmak, sistemin güvenilirliğini artırmak ve yakıt tüketimini azaltmak amacıyla bir bulanım mantık temelli sistem geliştirmiş ve böylece konuşlandırma ve o pozisyonda tutma sırasında harcanan yakıt üç misli, yaklaşma sırasında tüketilen yakıt bir buçuk misli azaltılmıştır.
O tarihten sonra önemi gittikçe artarak günümüze kadar gelen bulanık mantık, belirsizliklerin anlatımı ve belirsizliklerle çalışılabilmesi için kurulmuş katı bir matematik düzen olarak tanımlanabilir. Endüstride bir sürecin denetimi için tasarım yapılırken herşey den önce o sürecin bir dinamik modeline gereksinim vardır. Ancak bu pratikte her zaman mümkün olmayabilir. Süreç içindeki olaylar matematiksel modellemeye el verecek ölçüde açıkça bilinmeyebilir veya bir model kurulabilse bile bu modelin parametreleri zamanla büyük değişiklikler gösterebilir. Bazı durumlarda ise doğru bir model kurulsa bile bunun denetleyici tasarımında kullanılması karmaşık problemlere yol açabilir. Bu gibi sorunlarla karşılaşıldığı zaman genellikle bir uzman kişinin bilgi ve deneyimlerinden yararlanılma yoluna gidilir. Uzman operatör dilsel niteleyiciler olarak tanımlanabilecek; uygun, çok uygun değil, yüksek, biraz yüksek, fazla, çok fazla gibi günlük yaşantımızda sıkça kullandığımız kelimeler doğrultusunda esnek bir denetim mekanizması geliştirir. İşte bulanık denetimde bu tür mantıksal ilişkiler üzerine kurulmuştur.
Bulanık mantığın uygulama alanları çok geniştir. Sağladığı en büyük fayda ise "insana özgü tecrübe ile öğrenme" olayının kolayca modellenebilmesi ve belirsiz kavramların bile matematiksel olarak ifade edilebilmesine olanak tanımasıdır. Bu nedenle lineer olmayan sistemlere yaklaşım yapabilmek için özellikle uygundur.
Bulanık mantık konusunda yapılan araştırmalar Japonya'da oldukça fazladır. Özellikle fuzzy process controller olarak isimlendirilen özel amaçlı bulanık mantık mikroişlemci çipi'nin üretilmesine çalışılmaktadır. Bu teknoloji fotoğraf makineleri, çamaşır makineleri, klimalar ve otomatik iletim hatları gibi uygulamalarda kullanılmaktadır. Bundan başka uzay araştırmaları ve havacılık endüstrisinde de kullanılmaktadır. TAI'de araştırma gelişme kısmında bulanık mantık konusunda çalışmalar yapılmaktadır. Yine bir başka uygulama olarak otomatik civatalamaların değerlendirilmesinde bulanık mantık kullanılmaktadır. Bulanık mantık yardımıyla civatalama kalitesi belirlenmekte, civatalama tekniği alanında bilgili olmayan kişiler açısından konu şeffaf hale getirilmektedir. Burada bir uzmanın değerlendirme sınırlarına erişilmekte ve hatta geçilmektedir. Fuzzy kuramının merkez kavramı fuzzy kümeleridir. Küme kavramı kulağa biraz matematiksel gelebilir ama anlaşılması kolaydır. Örneğin "orta yaş"kavramını inceleyerek olursak, bu kavramın sınırlarının kişiden kişiye değişiklik gösterdiğini görürüz. Kesin sınırlar söz konusu olmadığı için kavramı matematiksel olarak da kolayca formüle edemeyiz. Ama genel olarak 35 ile 55 yaşları orta yaşlılık sınırları olarak düşünülebilir. Bu kavramı grafik olarak ifade etmek istediğimizde karşımıza bir eğri çıkacaktır. Bu eğriye "aitlik eğrisi" adı verilir ve kavram içinde hangi değerin hangi ağırlıkta olduğunu gösterir.
Bir fuzzy kümesi kendi aitlik fonksiyonu ile açık olarak temsil edilebilir. Aitlik fonksiyonu 0 ile 1 arasındaki her değeri alabilir. Böyle bir aitlik fonksiyonu ile "kesinlikle ait" veya "kesinlikle ait değil" arasında istenilen incelikte ayarlama yapmak mümkündür.
Bulanık mantık, ingilizcesiyle fuzzy logic, adından anlaşılabileceği gibi mantık kurrallarının esnek ve bulanık bir şekilde uygulanmasıdır. Klasik (boolean) mantıkta bildiğiniz gibi, "doğru" ve "yanlış" yada "1" ve "0"lar vardır, oysa bulanık mantıkta, ikisinin arasında bir yerede olan önermeler ve ifadelere izin verilebilir ki, gerçek hayata baktığımızda hemen hemen hiçbir şey kesinlikle doğru veya kesinlikle yanlış değildir. Gerçek hayatta önermeler genelde kısmen doğru veya belli bir olasılıkla doğru şeklinde değerlendirilir. Bulanık mantığa da zaten klasik mantığın gerçek dünya problemleri için yeterli olmadığı durumlar dolayısıyla ihtiyaç duyulmuştur.
Bulanık küme kuramının günümüze kadar geçirdiği önemli aşamalar aşağıda kronolojik bir sıra ile verilmiştir.

1965-Bulanık Küme Kavramı
1966-Bulanık Mantık
1972-Buhar Türbini Denetiminde Bulanık Mantık Uygulaması
1980-Çimento Sanayiinde Uygulama
1987-Sendai Metrosunda Otomatik Tren Denetimi
1988-Hisse Senedi Portföyü İçin Uzman Sistem
1989-Japonya da LIFE Laboratuvarı’nın Kurulması


BULANIK MANTIK NEDİR?


İngilizce fuzzy kelimesinin sözlük anlamı bulanık, hayal mayal dir. İlk defa Prof. Zadeh tarafından kullanılan bu terim temelde çok değerli mantık, olasılık kuramı, yapay zeka ve yapay sinir ağları alanları üzerine oturtulmuş olayların oluşum olasılığından çok oluşum derecesiyle ilgilenen bir kavramı tanımlar.Olasılık ve bulanıklık kavramları arasındaki en önemli farklılık bulanıklığın bir deterministik belirsizlik olmasıdır.
Bulanık denetim kuramı temelde insan düşünüş tarzını örnek alır.Oldukça kapsamlı ve ayrıntılı bir matematiksel temeli varsa da ,ana özellikleri aşağıdaki şekilde açıklanabilir.
Geleneksel mantık da bir kümeyi oluşturan elemanlar kesin elemanlar olup bir eleman kümenin ya elemanıdır tada değildir (var veya yok,0 veya 1). Bu tür kümelere kesin kümeler denilir. Bir örnek olarak orta yaşlı kavramını alalım. Eğer 40 yaşı orta yaş olarak kabul edecek olursak, geleneksel kümelendirmede 30 yaşın altındaki kişiler “genç”, 30-50 arası “orta yaşlı”, 50 yaşın üstünde “yaşlı” kümelerine sokulabilir. Dolayısıyla 29.5 yaşındaki birisi “genç” iken 30.5 yaşındaki diğer bir kişi “orta yaşlı” olarak anılacaktır. Bir endüstriyel denetleyici için bu durum ele alınsın. Eğer bu denetleyicide fiziksel büyüklüklerin dahil olduğu kümeler birbirlerinden böyle kesin çizgilerle ayrılmışlarsa denetim çıktısının ani değişiklikler göstermesi kaçınılmaz olacaktır. Örneğin soğuk /sıcak sınırının 25° olduğu bir sayısal açık/kapalı denetleyicide 24.5° soğuk olarak algılanacak, buna karşın 25.5° sıcak olarak ele alınarak denetim çıktısı ani olarak değiştirilebilecek, örneğin buhar vanası ani olarak kapatılabilecektir.
Yukarıda açıklananlara karşıt olarak bulanık mantık, keskin mantığı açık /kapalı, soğuk/sıcak, hızlı/yavaş gibi ikili denetim değişkenlerinden oluşan keskin dünyayı, az açık/az kapalı, serin/ılık, biraz hızlı/biraz yavaş gibi gevşek denetleyicilerle yumuşatarak gerçek dünyamıza benzetir. Bunu yine yaş konusunu ele alarak biraz daha açalım. Otuzbeş yaşındaki bir insana pek orta yaşlı denemeyeceği gibi o kişi pek gençte sayılmaz, duruma göre belki genç tanımı, belki de orta yaşlı tanımı daha uygun düşer. İşte bulanık kümeler böyle esnek bir düşünüşe olanak tanır. Kümelerin birbirinden keskin çizgilerle ayrılmamış olması, aralarında belirli bir örtüşüm olması, otuzbeş yaşın bir oranda hem orta yaşlı, hem genç; ısı denetleyicisi örneğinde ise 20° sıcaklığın hem biraz serin hem de biraz sıcak olarak düşünülmesine olanak tanır.

BULANIK MANTIK VE COĞRAFYA


Coğrafya açısından bulanık mantık çok fazla ümit vaad eden bir teknolojidir.
İnsanın mekanı algılayış tarzı ile, coğrafi bilgi işlemde mekanın tanımlanması arasındaki uyumsuzluk kanımızca ancak bulanık mantık gibi teknolojiler yardımıyla aşılabilir. Günlük yaşantımızda mekanla ilgili algımızda ve bu algının konuşmaya yansımasında (linguistik değişkenlik) tümüyle fuzzy kümeleri ile algılamakta ve konuşmaktayız. Örneğin havanın sıcaklığından söz ederken hiçbir zaman tam olarak 18.4°C gibi kesin bir ifade ile konuşmayız. Gerek anlamda sıcak, soğuk, ılık gibi kavramlar bizim için daha önemlidir. Yine aynı şekilde mekanla ilgili tüm tanımlamalarda, uzun, kısa, yüksek, alçak, geniş, dar gibi daha soyut ve kırılgan (crisp) olmayan kavramlardan söz ederiz. Özellikle günümüzde başta CBS olmak üzere coğrafi teknolojilerin coğrafyacılar dışında da giderek daha yaygın bir şekilde kullanılmaları nedeniyle, coğrafyacı olmayanların coğrafyayı daha kolay kavrayabilmeleri için fuzzy temelli coğrafi bilgi sistemleri oldukça önemli olacaktır.
Coğrafi olayların bir çoğunun süreklilik (continuous) göstermesi, bulanık mantık uygulamaları için idealdir. Örneğin Bir su ortamındaki kirlilik konsantrasyonunun dağılımı, kirlilik kaynağından uzaklaştıkça azalır. Ancak bu azalma keskin sınırlarla değil, aksine süreklilik gösteren dereceli bir şekilde olur. Ancak bu değişiklik klasik anlamda eş kirlilik eğrileri aracılığıyla gösterilir. Benzer bir gösterim yerşekilleri için de geçerlidir. Yerşekilleri eş yükselti eğrileri aracılığıyla gösterilir. Oysaki topoğrafyadaki değişimler süreklilik (continuous surface) gösterirler. Özellikle süreklilik gösteren International XII. Turkish Symposium on Artificial Intelligence and Neural Networks – TAINN 2003 unsurların kartoğrafik gösteriminde bulanık mantık yaklaşımı çok başarılı sonuçlar
verebilir.

LÜTFİ ZADE KİMDİR?


Lütfi Zade, tam adı Lütfi Rahim oğlu Askerzade (ingilizce: Lotfi A. Zadeh; d. Bakü 4 Şubat 1921 - ) - Azerbaycan asıllı Amerikalı matematikçi ve bilgisayar biliminde bulanık mantık teorisinin temelini koymuş bilim adamıdır. Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley'nin Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri fakültesinde profesör görevi yapmaktadır.

Lütfi Askerzade 1921 yılında Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de doğdu. Rus asıllı annesi hekim, Azeri babası ise bir gazeteciydi. On yaşındayken ailesi, Sovyetler Birliği’ndeki, Stalin döneminin baskıcı politikaları nedeniyle Bakü’yü terk edip Tahran’a göç etti.
İlköğrenimini Tahran’da, liseyi ise ünlü Alburz Koleji’nde tamamladı. Liseyi bitirdikten sonra Tahran Üniversitesi giriş sınavına katılıp, ikinciliği kazanarak Elektrik Mühendisliği Bölümü’nde eğitimine başladı. Üniversiteyi bitirdikten hemen sonra 1942 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ne gidip orada Boston'daki Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde Elektrik Mühendisliği yüksek lisans öğrenimine başladı. Ardından New York’ta bulunan Columbia Üniversitesi’ne girip 1949 yılında doktora diplomasıyla mezun olmuştur.


Akademik Başarılar

Prof. Lütfi Askerzade, Sistem Teorileri üzerinde araştırmalarına Columbia Üniversitesi’nde başladı. 1956 yılında Princeton Üniversitesi davetlisi olarak İleri Araştırma Enstitüsü’nde araştırma ve eğitmenliğe başladı. 1959’da ise Kaliforniya Üniversitesi’nde eğitmenliğe devam etti. 1963 yılı itibarıyla Kaliforniya (Berkeley)Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Fakültesi dekanlığına seçilir.
Azeri Türklerden olan bilgisayar ve elektronik bilimcisi Lütfi Askerzade 1965’te Bulanık Kümeler (Fuzzy Sets) başlıklı bir makale yayınladı. Berkeley Kaliforniya Üniversitesi’nde profesör olan L. A. Zade, bu tarihin dört yıl öncesinde, 1961’de yayımladığı bir makalesinde “olasılık dağılımıyla tanımlanamayan bulanık ya da belirsiz nicelikler için farklı bir matematiğe” ihtiyaç bulunduğunu yazıyordu. Çünkü, Zade doğadaki görüngülerin ve süreçlerin sonlu değerli mantıkla açıklanamayacağını düşünüyordu. 1960’ların sonlarında Zade’nin makalesi kesinlik vurgusundan vazgeçmeyen bilimsel çevreler tarafından kabul görmemiş ve hatta ABD Kongresi’nde ABD Ulusal Bilim Vakfı (NSF– National Science Foundation) kaynaklarının boşa harcanmasına örnek olarak anılmıştı! 70’lerde ise Avrupalı ve özellikle Japonyalı bilim adamlarının bu konuda artan araştırmaları ve mühendislik uygulamaları sayesinde bulanık mantık ve bulanık kümeler kuramı artan hızla gelişti.
Günümüzde bulanık mantık otomobillerin vites kutularından bulaşık makinelerine, elektronik devrelerin ve yapay zekanın karar verme algoritmalarına kadar oldukça kapsamlı teknik uygulamalara sahip; hatta Tokyo metrosu bulanık metro temelli bilgisayar ve mühendislik sistemleriyle işlemekte. Bilgisayar ve enformatik bilimleri, kontrol sistemleri, karar alma algoritmaları bulanık mantığın yoğun olarak kullanıldığı alanlar olarak beliriyor.
Lütfi A. Zade işten emekliliğe ayrıldıktan sonra da Berkeley Üniversitesi bilgisayar programlama merkezinin yönetimini üstelenerek pek iyi (Professor Emeritus) derecesine layık görülmüştür. Bu merkezin 2000’den fazla üyesi ve 100 civarında bilim kurumun bağlandığı yer gibi çalışmaktadır.
Lütfi A. Zade 1965 yılına kadar sistem teorisi ve karar teorilerin analizi üzerinde yoğunlaşmıştır, ancak bu yıldan itibaren Bulanık Mantık (Fuzzy logic) üzerinde çalışmalarını başlayıp bu mantığın yapay zeka, dilcilik, mantık, karar teorileri, kontrol teoriler ve sinir sistemleri şebekeleri üzerinde olan etkilerini araştırmıştır. Artık son zamanlarda Bulanık Mantık (Fuzzy Logic), bilgisayar hesaplamaları ve doğal diller ve bilgisayar teorisi üzerinde yoğunlaşmıştır.
Prof. Dr. Lütfi A. Zade’nin Bulanık Mantık’ı ortaya koyduğu andan itibaren günümüze değin dünyada 15000’e yakın bilimsel makale yayınlanmıştır.

Kazandığı ödüller


Prof . Dr Lütfi A. Zade sistem teorileri üzerine çalışmalarını Colombia Üniversitesi’nde başlamıştır. Uzun ve dikkatli çalışmalar sonucunda Prof. Dr. Askerzade birçok üniversite tarafından fahri mesleki dereceye layık görülmüştür:
-MIT Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nün eğiticisi derecesi (1968);
-Kaliforniya’da Bulunan IBM Şirketi’nin araştırma laboratuarlarının bilim adamı (1968-1973-1977);
-Kaliforniya’da bulunan Stanford Üniversitesi’nin bilim adamı derecesi (1987-1988);
-Amerika’nın FELLOW Enstitüsü’nün yüksek dereceli üyesi;
-GUGENHEIM Merkezi’nin yüksek dereceli üyesi;
-Amerika’nın Mühendisler Akademisi’nin yüksek dereceli üyesi;
-CYBERNETICS Dünya Kurultayı’nın yüksek dereceli üyesi;
-Avusturya CYBERNETICS Araştırma Merkezi’nin fahri üyesi;
-Rus Bilim Akademisi üyesi;
-Japonya’nın HUNDAI fabrikasından bilim adamı ödülü ve başka ülkelerden verilen 14 bilim ödülü.

Fahri Doktora dereceleri:

-Tolz Üniversitesi (Fransa)
-New York Devlet Üniversitesi, Binghamton (ABD)
-Dortmond Üniversitesi (Almanya)
-Oviedo Üniversitesi (İspanya)
-Granada Üniversitesi (İspanya)
-Leakhead Üniversitesi (Kanada)
-Bakü Devlet Üniversitesi (Azerbaycan)
-Louisville Üniversitesi (ABD)
-Gliwice Üniversitesi (Polonya)
-Ostrava Üniversitesi (Çek)
-Toronto Üniversitesi (Kanada)
-Merkez Florida Üniversitesi (ABD)
-Hamburg Üniversitesi (Almanya)
-Paris Üniversitesi (Fransa)

.

Jean Jacques ROUSSEAU 28 Haziran 1712 yılında Cenevre'de doğmuştur.Fransız asıllı ve Protestan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Rousseau’nun doğumundan birkaç gün sonra annesi öldü. Fakir bir saatçi olan babasından tüm eğitimini aldı. Fransız ve eski Yunan edebiyatının klasiklerini öğrendi. Ardından bir papazın yardımıyla Latince’yi de söktü. Babası ise o küçük yaşlarda iken hapse mahkum olunca Rousseau’yu teyzesine bırakarak Cenevre’den ayrıldı. On yaşında eğitimine bir din adamının yanında başlayan Rousseau daha sonra bir gravürcü ustasının yanında çalışmıştır. 12 yaşında okulu bıraktı. Çıraklık yaptığı bütün işleri yarım bıraktı, bir süre ticaretle uğraşmayı denedi, başarılı olamadı. Sonunda, 1728 yılında Cenevre’den kaçıp İtalya’ya gitti. Burada mezhep değiştirerek katolik oldu. Sonradan sevgilisi olan Madam Dö Warens adlı dul ve varlıklı bir kadınla tanıştı ve O’nun himayesi altına girdi. Maddi açıdan rahatlamıştı. Burada kendini geliştirme şansı buldu; sosyal, kültürel ve edebi alanların dışında müzikle de ilgilendi.
Warrens’tan ayrılan Rousseau 1745 yılında Paris’e gitti. Burada, kaldığı otelde çalışan Therese le Vasseur adlı hizmetliye aşık oldu ve evlendiler. Beraberliklerinden beş tane çocukları oldu. Bu çocukları yetiştirilmek üzere Foundling Hospital’e (yetimler evine) verdi.

Rousseau’nun, 1749 yılında Dijon Akademisi tarafından açılan bir yarışmada sunduğu tez ödül kazandı ve bu ödül O’na yazın dünyasında büyük ün sağladı. 1750’de Diderot aracılığıyla Ansiklopediciler’e katıldı. Bu yıllarda Rousseau’nun -hukuk, ahlak, felsefe, siyaset gibi- çeşitli alanlarda yazdığı makaleler büyük tartışmalar yarattı.

Bilim ve sanattaki ilerlemenin ahlaki ilerlemeyi sağlamadığını, doğal insanın medeni insandan
üstün olduğunu ileri sürdü. Toplumsal eşitsizliklere karşı geldi. 1754’den başlayarak gittiği hemen her yerde düşüncelerinden dolayı göz altına alındı, soruşturmalar geçirdi. Emile adlı romanı dini çevreler tarafından tepkiyle karşılanırken, Paris Parlamentosu, kitaptaki dini bölümlerin yakılmasına ve Rousseau’nun tutuklanmasına karar verdi. Aynı yasaklar Cenevre’de de geçerli idi. Sonunda, David Hume’un daveti üzerine 1766’da İngiltere’ye geçti. Ancak Diderot ve Voltaire’le olduğu gibi Hume ile de kapıştı ve 1 yıl sonra Fransa’ya geri döndü. Bir süre adını gizleyerek yaşadı ve hakkındaki kovuşturmalar sona erdiğinde Paris’e döndü. Son yıllarında psikolojik rahatsızlığından ve alkolizmden dolayı sıkıntı yaşadı. Temmuz 1778’de öldü.

Doğal Eğitim Akımı

Bu akımın temsilcisi Rousseau'dur. O'na göre insan doğuştan iyidir.Ancak toplum insanı bozar ve istenmedik davranışlar göstermesine neden olur.
Öğrenci merkezli ve demokratik bir yetişek düzenlenmelidir. Öğrenci bizzat yaparak ve yaşayarak öğrenmeli, doğal bir ortamda karşılaştığı problemleri yine kendi çözmeli, duygularını geliştirmeli, çevresiyle uğraşarak yaşamını düzene koymalıdır; çünkü iyi bir klavuz mu istiyorsunuz; daima doğanın gösterdiği yoldan gidiniz. Doğa hiçbir insana ayrıcalık tanımaz. Doğada her insanın işini kendi başına yapması beklenir. Yapamazsa yaşayamaz. Başarırsa ödülünü derhal alır; başaramazsa cezasını görür; çünkü doğada ödül ve ceza kendiliğinden vardır. Bu yüzden öğrenciye öğüt verilmemelidir.

Rousseau'ya göre güçsüz doğarız, güce ihtiyacımız vardır, her şeyden yoksun doğarız, yardıma ihtiyacımız vardır. Doğuşta neyimiz yoksa, büyüyünce neye ihtiyaç duyacaksak, bunu bize eğitim verir. Bu eğitimi ya doğadan, ya insanlardan ya da eşyadan elde ederiz. Yeteneklerimizin, uzuvlarımızın iç gelişmesi doğanın eğitimidir. Bu gelişmeyi nasıl kullanacağımızı bize insanlar öğretir. Bizi etkileyen nesneler üzerinde kendi kendimize edindiğimiz deneyim ise eşyanın eğitimidir. İnsan bu üç tür eğitimcinin elinde biçim alır. İşte bu üç tür eğitimci aynı hedefleri gerçekleştirirse çocuk iyi yetişir.

Rousseau eğitime dair düşüncelerini ve eğitim anlayışını ayrıntılı olarak ve sistemli bir şekilde ‘Emile’ adlı kitabında açıklamıştır. 1762 yılında henüz ‘pedagoji’ den habersiz olunan bir dönemde yayımladığı bu kitapla yazar, hala tartışılan düşünceleri ile eğitime ne denli önem verdiğini ortaya koymuştur. Eser Avrupa'da yayınlanınca eğitim dünyası çalkalanır. Bir çok taraftar bulur, Kant bunların başında gelir. O'nun görüşüne göre herhangi bir amaç için (bu amaç ister kilise, ister devlet, isterse toplum olsun) araç oalarak kullanılmamalıdır. Bu eser kuşkusuz ondokuzuncu yüzyıl anarşistlerinin ki kadar radikal değidir. Fakat onların düşüncelerinin bir çoğunun habercisi olmuştur. Rousseau'nun eğitim planı, bir bireyin ergenlik çağına kadar ahlaki ve toplumsal sorunlar hakkında akıl yürütemeyeceği yolundaki psikolojik argümana dayanır.

‘Emile’ adlı kitap J.J. Rousseau’nun Emile adında hayali bir erkek çocuğu alarak onu yetiştirmesini konu edinmiştir. Emile beş bölümden oluşan bir kitaptır:Bunlar ilk çocukluk yıllarından itibaren yetişkinliğe dek Emile’in hayatının evrelerini, gelişme özelliklerini ve her evrede nasıl ‘iyi’ bir eğitim verilebileceğine dair önerilerin aktarıldığı bölümlerdir. Sırasıyla,
- doğuştan ilk çocukluk çağının sonuna kadar

- çocukluğun ikinci devresi: konuşan çocuk çağı

- ilk gençlik çağı

- buluğ:insanın gerçek kişiliği bu çağda başlar

- genç adam: hayata giriş
Yukarıda sözü edilen evrelerde Rousseau’nun eğitime bakış açısına dair ipuçları olabilecek temel noktalar aşağıdaki gibi özetlenebilir:

Rousseau yeniden dünyaya gelmeye ve insanların doğal olarak iyi olduklarına inanıyordu.
“yeni doğan bir bebeğin tamamen masum olduğunu ve kalbinde en ufak bir leke olmadığını kabul etmeliyiz”Emile’de de bu doğallığın korunması için neler yapılması gerektiğini anlatmaktadır. Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir:

- çocuklar masum ve savunmasızdırlar ve ‘iyi’ doğalarının korunması için, yeteneklerini ortaya çıkarmaları ve olmak istedikleri şeyleri olmaları için özgür bırakmalıdırlar.

- çocuklara ‘sınırları iyi belirlenmiş bir özgürlük’verip, az hükmetmeli, baskıcı ve aşırı korumacı olmaktan vazgeçmelidir,

“çocuklarınıza hiçbir şey emretmeyin; hatta onların üzerinde en ufak bir otoriteniz olduğunu bile hissettirmeyin. Yalnız o kendinin size ihtiyacı olduğunu ve sizin o ihtiyaçları karşılayabilecek güçte olduğunuzu bilsin…”
- kendi kendilerine iş başarmalarına imkan vermelidir

- başkalarına boyun eğen bir kişiliğe sahip olmamalıdır,
“çocuklarınıza itaatin bir görev olduğu konusunda ikna etmeye çalışırken zor kullanma, tehdit savurma ya da daha kötü olan dalkavukluk ve vaatlere başvurmaktan uzak duramazsınız”

- çocuğun büyüklerine karşı şımarık ve küstah tavırlar göstererek tahakküm kurmalarına, emredici bir tavır takınmalarına izin vermemelidir

- çocuğun oyunları, eğlenceleri, sevimli hareketleri hoşgörü ile karşılanmalıdır. Neşe ve oyun çağını, cezalar, tehditler ve esaret içinde geçirmesine neden olacak kadar abartılı ilgi gösterip, üstüne fazla düşmemelidir.

“çocuklarınız gün boyu oynuyor diye hiç korkmayın; çünkü oyun onları hayata hazırlar’

- çocuk terbiyesinde eskiden beri kullanılagelen rekabet, kıskançlık, arzu, heves, gurur, açgözlülük, korku, ‘kısacası çocuğun ruhunu bozguna uğratacak’ yöntemler kullanılmamalıdır.

- çocuklara yaşlarına göre muamele edilmeli, onlardan yapabileceklerinden fazlası beklenmemelidir.

- çocukların eğitiminde ceza yöntemi rafa kaldırılmalıdır.

“çünkü o kabahatin ne olduğunu bilmez, ona asla af dilettirmeyiniz; çünkü o sizi incitmeyi bilmez. Vicdan ve ahlak kavramlarını anlayamayacak yaştaki çocukları ahlaka aykırıdavrandı diye cezalandırmak ne derece doğrudur? Çocuğunu sıkı bir disiplin altında yetiştiren anne babalar bu satırları okuyunca benimle aynı görüşte olmadıklarını mırıldanacaklardır; ancak unutmayın ki bir çocuk ne kadar baskı altında kalırsa üzerindeki baskı kalktığında o kadar taşkınlaşır. Ailesinin sokağa çıkmasına izin vermediği bir küçük onun yokluğunda hemen sokağa fırlayacak ve özgür bırakılan diğer çocuklar gibi evin önünde oynamak yerine uzaklara gitmek isteyecektir. Tıpkı bir yerde bağlı tutulan köpeklerin, serbest kaldıklarında sağa sola koşuşturmaya başlaması gibi.”

Kısacası çocuk, gelişiminin ilk aşamalarında -bebeklikte ve ilk çocuklukta- kırsal bir bölgede, doğa ile uyum içinde, sınırları iyi belirlenmiş bir özgürlükle, cezalandırmadan, başkalarına itaat etmeden ya da onun başkalarına hükmetmesine izin vermeden, kendi güçlerini tanımalarına fırsat vererek, doğayı gözleyerek büyür. Ancak bu çağda çocuğa ne din, ne bilim, ne ahlak ne de sanat konusunda bilgi verilmez ve böylece çocuk herhangi bir otoritenin baskısından uzak tutulmuş olur.

Eserde Emile'in ne yiyip ne içeceğine ne giyeceğine kadar her şey belirtilmiştir. Rousseau, hürriyeti bütün terbiyelerin temeline koyduğu gibi, beden terbiyesinin temeline de koyuyor. Her şeyden önce vücudun ve uzuvların serbestçe hareket etmesi gerekir. Vücudun ve uzuvların serbest, gelişigüzel tabiatın istediği gibi hareketine izin vermeyen bir terbiye Rousseau'nun nazarında tabiata uygun bir terbiye olamaz. Hraeketsizlik çocuğun büyümesine engeldir.

Muhakeme yaşına gelmeden önce çocuğa toplumsal olaylar ve ahlaki varlıklar hakkında bilgi içeren kelimeler söylersek çocuğun kafasına girecek ilk yanlış fikirler bütün hataların tohumudur.

Çocuğu yalancılıktan korumak için ona kötü örnek olmamalı, yalan söylememelidir. Sorulan sorulara cevaplar daima ciddi, kısa ve doğru olmalıdır. Çocuğa gerçekleri olduğu gibi anlatmalısınız. Onların üzerine bir şey örttünüz mü çocuk zahmet edip de bu örtüyü kaldırmaz. Ayrıca öğrenciye yaşamda yararı olacak bilgi ve beceriler kazandırılmalıdır; çünkü doğada yararlı olanlar onun yaşamasını, mutlu olmasını sağlarken, zararlı olanlar ölmesine ve mutuz olmasına sebeptir. Bilgin olacaklarına iyi insan olsunlar.


Rousseau, kitapların çocukluğun en büyük dertlerinden biri olduğunu düşünüyordu. Çocuğa okuma öğretilmemelidir demek istemiyordu, fakat bu okuma öğretiminin deneyime ve zorunluluğa dayanmasını savunuyordu. . Örnek olarak, Rousseau’nun küçük kahramanı Emile, akşam yemeği ve parti davetiyeleri alıyor fakat bunları kendisine okuyacak birini bulamıyordu. Bu deneyimler sonucunda Emile kendi çıkarı için ve zorunlu olduğundan okuma öğrenmeye girişecektir.

Ergenlik aşamasında Emile’e ahlaki yönlerine değinilmeden toplumsal ilişkilerin yararlılığı gösterilmektedir. Toplumdaki karşılıklı bağımlılık ve toplumsal örgütlenmenin önemi örneğin el sanatlarını ve zanaatleri öğrenerek görmesi sağlanmaktadır.

“bir çocuğun toplumsal bağlar hakkında fikir sahibi olmasını istiyorsanız onu bir gün marangoza götürün, bir gün demirciye başka bir gün fırına ve ayakkabı tamircisine. Bu şekilde hem kendisine uygun mesleği seçmesine yardımcı olursunuz hem de toplumun parçalardan oluşan bir bütün olduğunu görmesini sağlarsınız..”

Böylece toplumsal örgütlenmenin önemini, kişisel yararlılığını ve zorunluluğunu yaşayarak gören Emile akıl çağının başlamasıyla birlikte, inanç temelinde değil zorunluluk ve gereklilik temelinde düşünmeyi ve karar vermeyi öğrenmiş olacaktı.

Ve Rousseau Emile'e Tanrı'yı 18 yaşına geldiğinde -yine de erken olabileceği kuşkusuyla- tanıtır. Eğer bu yaştan önce Tanrı inancı verilseydi Emile kendi aklıyla kabullenmiş değil, babası öyle olduğunu söylediği için içselleştirecekti. Ancak Emile şimdi Tanrı'yı kendi aklı ve bilinciyle kabul eder.

Sonuç olarak, Rousseau, toplumun önyargıları kaldırılırsa ve birey doğaya uygun ve dengeli bir şekilde yetiştirilirse aklın onun eylemine rehber olacağını söyler. Emile eğitiminin sonunda ne öğrendiği sorusuna cevap olarak zorunluluğu öğrendiğini ve hayatın son zorunluluğunun ise ölüm olduğunu kabul ederek özgür olmayı öğrendiğini ifade etmektedir. Bununla beraber özgürlük yasaların bekçiliğiyle ulaşılabilecek bir şey değil ‘özgür kişinin yüreğinde bulunabilir’.

Kaynakça

Ayferi GÖZE, Siyasal Düşünceler ve Yönetimler,1989
Vahdet GÜLTEKİN, Jean Jacques ROUSSEAU,1979
Jean Jacques ROUSSEAU,Emile yahut Terbiyeye Dair,1966
Joel SPRİNG, Özgür Eğitim,1991
Veysel SÖNMEZ, Eğitim Felsefesi,1993
80.251.40.59/education.ankara.edu.tr/aksoy/eky/b0506/ytorun.doc

.

16 Haziran 1961. Devlet Başkanı Cemal Gürsel tümüyle yerli üretim bir otomobil yapılmasını emreder ve görevin TCDD işletmesine verildiği bildirilir. O gün orada bulunan 23 mühendis bu emri "Türk insanının makûs talihine karşı bir meydan okuma" olarak algılarlar. En küçük bir tereddüt ya da endişe sergilenmeksizin derhal işe başlanır. Çalışma mekanı olarak Devlet Demiryolları'nın Eskişehir'deki Cer Atölyesi seçilir.

Zaman müthiş dardır. Ekibin Cumhuriyet Bayramı' na kadar yalnızca 130 günü vardır. Türkiye’nin ilk yerli otomobili olacak eserin adı da konmuştur: “Devrim”.


“Devrim Arabaları” azmin ve birbirine inanan insanların neleri başarabileceğini gösteren, bu topraklarda yaşanmış bir başarı öyküsüdür… Hikaye, bu aracı üretme görevini üstlenmiş 23 mühendisin kariyerlerini ve aile hayatlarını riske atarak girdikleri bu üretim macerasında zamanla, yoklukla, politikayla, karşılarına çıkan sayısız engelle mücadelelerini anlatır. Aslında anlatılan bir inanç ve azim öyküsüdür. Filmde bir mühendislik başarısının, siyasi olaylarla baştan sona nasıl yokedilmeye çalışıldığı gözle önüne seriliyor. Türkiye'nin dışarıya bağımlılığını azaltacak bir proje olarak görünen bu olaya karşı ABD'den gelen yardım komiserlerinden, projeyi halkın gözünde küçük düşürmeye çalışan 'medya'ya kadar birçok olgu başarıyla incelenmiş.

“Devrim Arabaları” Türk mühendisinin ve işçisinin, 20 sene öncesine kadar toplu iğne dahi üretemeyen bir ülkede kalkıştıkları bu meydan okumayı, bugün her şeye kolayca sahip olan nesillere, idealist zihniyeti ve zaferi de aktararak yaşattıkları bir birlik ve başarı öyküsüdür.
.

DÜNYA'NIN EN İYİ ON HACKER'I

Herkes internet dünyasında hacker denen kişilerin neler yaptığını az çok biliyor. Ama aslında bildiğini sanıyor.

Çoğu insan tarafından kötü olarak bilinen hackerların haricinde bilgisayar ve teknoloji dünyasına ismini kazımış büyük teknolojik devrime imza atmış bir çok kişiyede hacker diyoruz. İşte dünyanın en çok bilinen 10 hackeri ile ilgili kısa bilgiler.
(Bu isimlerin 2-3 tanesini TAKEDOWN (Sanal Korsan) adlı gerçek hayattan uyarlanmış sinema filminde tanıyabilirsiniz)

Jonathan James



Hacker suçlaması ile tutuklanan, yargılanan ve hüküm giyen ilk 18 yaş altı bilgisayar kullanıcısı olan James 16 yaşında tutuklandı.
En ünlü aktivitesi: ABD savunma bakanlığındaki bilgisayarlardan birine bir arka kapı (backdoor) programı yerleştirdi, NASA bilgisayarlarından 1.7 milyon dolarlık yazılım çaldı.
Ceza aldı mı? 10 yıl ceza aldı, 6 aya indirildi ve iyi halden salıverildi. Bilgisayarlara dokunması yasak.





Evsiz hacker olarak adını duyuran Lamonun en çok ses getiren operasyonu New York Times ve Microsoftun sistemlerine girmiş olmasıydı. Aynı zamanda Yahoo!, Bank of America, Citigroup ve Cingular sistemlerine de girmiş olabileceği tahmin ediliyor.
Ceza aldı mı? 65,000 dolar ceza aldı, altı ay ev hapsi ve 2 yıl bilgisayara dokunmama hükmü verildi. Cezasını çekti, şu anda dışarıda.

Kevin Mitnick



Kendi deyimi ile abartılmış olan ününün kurbanı olan Mitnick adalet bakanlığı tarafından ABD tarihinde en çok aran bilgisayar suçlusu olarak tanınıyor. Hakkında iki film yapıldı: Freedom Downtimeve Takedown.
En ünlü aktivitesi: Telefon sistemlerini hacklemek ve Digital Equipment Corporationın bilgisayar ağına girip yazılım çalmak.
Ceza aldı mı? Beş yıl hapis, arkasından 8 ay bilgisayara dokunmama cezası aldı. Cezasını çekti, şu an dışarıda.

Kevin Poulsen



Kod adı Dark Dante olan Poulsenin en ünlü aktivitesi LA radio radyo evinin KIIS-FM telefon hatlarına girerek kendisine çekilişle bir Porsche ve başka bir dizi ödül kazandırması oldu. Federal veritabanına girmek isterken yakalandı.
Ceza aldı mı? Beş yıl hapis. Şu anda dışarıda ve gazeteci olarak çalışıyor.

Robert Tappan Morris


Dünyanın ilk solucan yazılımı olan Morris solucanının yaratıcısı olan Robert Tappan Morris bu programı aslında internetin ne kadar büyük olduğunu test etmek için yazdığını iddia etmekte olsa da programın çok büyük sayıda bilgisayara yayılıp ağları çalışmaz hale getirmesi sonucu yakalandı.
Ceza durumu: Üç yıl ceza aldı. 400 saat amme hizmeti yaptı ve 10.500 USD ceza ödedi.

Stephen Wozniak



Appleın Woz lakaplı yöneticisi bir beyaz hacker. Gençlik yıllarında telefon sistemlerini hackleyen ve bedava uzun mesafe telefon görüşmeleri yapan Wozniak Steve Jobs ile beraber Appleı kurdu ve bilgisayar dünyasında büyük bir devrim başlattı.

Tim Berners-Lee



Word Wide Web yani www konsepti Berners-Leenin icadıdır. Yine bir beyaz hacker olarak nitelendirilen Tim, üniversite yıllarında hacker suçlaması ile ceza almış ve bilgisayarları kullanması 3 yıl boyunca yasaklanmıştı. Üniversite yıllarında kendi bilgisayarını kendisi yapmış olan Lee hypertext (http) sisteminin yaratıcısıdır.

Linus Torvalds



Windowsun en büyük rakibi Linuxu icat eden Torvalds bilgisayar hayatına Commodore VIC-20 ile başladı. Yaptığı en büyük hack ise ünlü ev bilgisayarı Sinclairin işletim sistemini değiştirip kolaylaştırması oldu. 1991 yılında Linux sistemini ortaya çıkartması ile dünyaca tanınır bir isim oldu.

Richard Stallman



GNU projesinin babası olan Stallman okul yıllarında MITte kadrolu beyaz hacker olarak Emacs projesinde çalışıyordu. Her kurulan şifreli koruma sistemini kırıp öğrencilere açık hale getirmesi ile ünlendi.

Tsutomu Shimomura

Bir beyaz hacker olarak adını Kevin Mitnicki yakalayan kişi olarak duyurdu. FBI ile işbirliği yaparak kendisini zamanında hacklemiş olan Mitnickten intikam aldı. Her türlü cep telefonunu kolaylıkla modifiye edebilmesi ile biliniyor.
.

RAINBOW PROJESI ( PHILADELPHIA EXPERIMENT )

"YOK OLDU" ve 640 Km UZAKTA ORTAYA ÇIKTI.

MOLEKÜL TRANSFERİ GERÇEKLEŞTİ Mİ?

PROJECT RAINBOW

28 Mart 1943 ; ABD'li bilim adamı Dr. Morris Jessup'ın, Einstein'ın birleşik alanlar kuramına dayanarak bir "ışınlama" deneyi yaptığı iddia edildi. 'Philadelphia deneyi" adıyla bilinen ve askeri gizlilik içersinde gerçekleştirilen olayda, 104 mürettebatlı "USS Eldridge" adlı askeri gemi, tanıkların iddialarına göre Philadelphia deniz üssünde, yeşil bir sise bürünerek yavaş yavaş "kayboldu" ve kısa bir süre sonra 640 km. ötedeki Norfolk deniz üssünde ortaya çıktı.

Deney ile ilgili medyatik ciddi araştırmalar, 1980'de PHİLADELPHİA DENEYİ'ni perdeye getiren filme izin verildikten sonra başladı. Daha öncelerde, kamuoyuna göre olay sadece saçma bir söylentiydi. Charles Berlitz ve William Moore'un ortak yazdıkları kitap bir fantazi olarak kabul görmüştü.Ama deney ile ilgili kuşkular hala sürmektedir, nedeni anlamsız bir söylenti dahi olsa aşağıda okuyacağınız olaylar dizisi, şaşırtıcı, düşündürücü ve gerçekçidir.

Philadelphia Deneyi günümüz şartları gözönüne alındığında daha etkin ve düşündürücü bir iddiadır,olayda adı geçen bir avuç insandan geriye hemen hemen kimse kalmadığından kesin doğrulanma için ABD gizli arşivlerinin açıklanması gerekmektedir. Fakat, film için devlet tarafından zor izin verilmesi kuşku uyandırmakta ve dikkatleri yoğunlaştırmaktadır.Yaşamını Philadelphia Deneyi'ni araştırmaya adayan ve bir de "A-Z'ye Philadelphia Deneyi" adlı kitabı yazan Alfred Bielek bize tüm olanları anlatırken, "neredeyse delirme noktasına geldiğini söylüyordu;Philadelphia Deneyi tasarlanırken amaç çok güçlü bir elektromanyetik alanın sağlanarak gemilerin görünmez olmaları ve bu sayede top mermilerinden ve denizaltıların atacakları torpitolardan korunmasıydı.Hatta daha sonra,görünmezlik alanını bir benzerinin denizde değil, havada oluşturarak önemli üslerin görünmesinin engellenmesi de düşünülmüştü.

"EVRENSEL ZAMAN SAATİ"

Deneyin resmi ve bilimsel adı "PROJECT RAİNBOW" (Gökkuşağı Projesi)idi. Gökkuşağı Projesi, iddialara göre II.Dünya Savaşı sırasında küçük destroyer tipi bir savaş gemisinin başından geçti.Olayın yeri Philadelphia Deniz Üssü'ydü amaç ise gemiyi düşmanın fark etmemesi için görünmez yapmaktı.Projeye göre, fikir orjinaldi ve düşman radarları hiç fark etmeden gemi istenilen yerde birden ortaya çıkacaktı.Bilimsel tanımın adı;OPTİKAL GÖRÜNMEZLİKTİ; özel bir sistemle veya jeneratörle oluşturulan çok güçlü manyetik bir alan gemiyi saracak, ışınları veya radar dalgalarını büker yada kırarken gemi görünmez olacaktı. Düşüncesi dahi bir mucizeye benziyordu ve iddialara göre de Gökkuşağı Projesi başarılı olmuştu. Yani gemi fiziksel olarak kaybolmuş ve tekrar geri dönmüştü. Tanıklara göre geminin üzerini bir pelerin gibi saran manyatik alan görevini yapmıştı. Fakat ana hedef geminin kaybolduğu yerde değil, bir başka yerde ortaya çıkmasını sağlayabilmekti yani daha yaygın bir deyimle "ışınlama" yapılmalıydı.

Philadelphia Deneyi'nin temelinde düşünce olarak Albert Einstein'ın ''Çekim ve Elektriklenmede Birleşik Alan Kuramı'' vardır. Bu teori bu konuyla ilgili kişilerce "Elektronik kamuflaj" olarak tasarlandı.Einstein, bu teorisi 1925-27 arasında Almanya'da bir bilim dergisinde yayınlandı.Fakat Einstein,bu teoriyi daha denememiş ve daha tam anlamıyla geliştirmemişti.O zamanlardaki amaç, çok güçlü elektromanyetik alanın yapılarak gemilerin görünmez olmaları ve düşman kuvvetlerine karşı korunmasıydı.Hatta bu olayı havada oluşturarak üslerin görünmesinin engellenmesi de düşünülmüştü.Bu deneyin çalışmaları 1930 yıllarda "Project Rainbow"ismiyle başlatıldı.Başlatıldığı yer ise Chicago Üniversitesidir. 1 yıl sonrada bu çalışma PrincetonÜniversitesinde devam ettirildi.bazı bilim adamları bu projede zaman zaman yer aldılar.Bunlar Einstein, Dr. Johnvon Neumann ve Dr. Nikola Tesla'dır.Dr. Alfred Bielek her 10 yılda bir Ağustosun 12'sinde manyetik enerji alanının tekrar oluştuğunu öne sürüyordu.1943'ten sonra 1963 ve 1983'te aynı olay olmuştu. sebebi ise "Senkronizasyondu" Enerji alanları tekrar toplanıyor, dalgalanarak ortaya çıkıyordu, fakat bu alanlar karmaşıktı. Neumann, 1986'da ölen Bielek'in anılarından yazdığına göre bu olayları doğrulamıştı.İfadesi teyp bantlarında vardı. Oluşturulan büyük enerji, doğru açıda sekronize edilirken birden kontrol dışına çıkmış ve "Yönsüz dalgalar'a" dönüşmüştü. Bunun sonucunda ortaya alışılmadık etkiler çıkmaya başlamıştı.Senkronize dalgalar zamanı büküyor ve etkiliyordu.Bir diğer ilginç yaklaşım, Wisconsin Üniversitesi Matematik Profesörü olan Henry Levenson'dan gelmişti.Bu fikre göre zamanın merkezi bir alanın çevresinde yoğunlaştığını ve bir "Zaman Saati" oluşturarak, tüm varoluşun gerçekleştiği ve gerçekleşeceği şifrelerle çalıştığını söylüyordu; Dediğine göre "Şifrelerin içinde yaşayan herşey vardır, dünyadaki bütün maddesel varoluş dünya saat ve zamanına göredir;dünya, Güneş saatine göre, Güneşde galaktik saate göre ayarlıdır.Eğer zaman kilidi yüksek ve güçlü bir enerji alanı ile bozulursa, ortaya çeşitli zaman ve mekan dengesizlikleri çıkar.Taki zaman yeniden kendini tamir edip yeniden dengesini bulanadek"


BİLİM ADAMI DR. MORRİS K. JESSUP'UN ESRARENGİZ ÖLÜMÜ

Olaylar 1943 yılı haziran ayında başladı.Geminin adı USS Eldridge'di, DE 173 bir koruma destroyeri olarak sınıflandırılmıştı. Bir görgü şahidine göre,75 KVA gücündeki iki dev jeneratör geminin ön top taretlerinin altına monte edildi, buradan geminin güvertesine 4 manyetik ışın yayılacaktı. 3 RF vericisi ( Herbiri iki megavat CW gücündeydi ve onlarda güverteye monte edilmişti.),3000 adet 6L6 güç artırıcı tüp,iki jeneratörün oluşturduğu gücü yayacaklardı, özel senkronizasyon ve modülasyon devreleriyle diğer ekipman,oluşan kütlesel elektromanyetik alanları kullanılırlığa indirgerken, kırılmış ışınlar ve radyo dalgaları gemiyi saracak ve sonuçta gemi düşman gözlemcileri için görünmez olacaktı.USS Eldridge adlı destroyer, Philadelphia Deniz üssü'nün önünde biraz açıkta duruyordu, gözlem gemisi olarak da SS Andrew Furuseth isimli bir şilep seçilmişti.İşte iddialara göre Philadelphia Deneyinin ortaya çıkmasını sağlayan insan bu geminin personelinden bir gemicidir. Bu kişi Carl M. Allen imzasıyla, 1950 yılında Dr. Morris K. Jessup'a garip mektuplar gönderdi ama zarfın üzerindeki isim Carlos Miguel Allende'ydi,Mektupta yazılanlara göre Allende veya Allen, olayları baştan sona seyretmiş gibiydi,Jessup adres olarak verilen posta kutusuna mektup yazarak ayrıntı istedi ve bir mektup daha geldi; bu Allen, anlattıklarını kanıtlamak için hipnoz, sodyum pentatol ( bilinci uyuşturarak iradeyi kran doğruyu söyleten bir ilaç )ve teyp kaydı istiyor,olayın etkin bir biçimde açıklanması halinde insanların böyle bir nakil sistemiyle yıldızlara dahi gidebileceğini yazıyordu.

Jessup ise bu kişinin tanıklık iddialarından en azından bir tanesinin doğru olabileceğini söylüyordu.Aslında Jessup, matematikçi ve gök bilimciydi.Astro-fizik alanındaki
çalışmaları nedeniyle Felsefe Doktoru ünvanını almıştı.İnkalar ve Mayalar'la ilgili çalışmalar yaptı. Bermuda üçkeni ve UFO konularında tezler yayınladı.İkinci mektuptan sonra Jessup, Deniz Kuvvetleri'nden bir davet aldı.Deniz Kuvvetleri Araştırma Bürosu'na gittiğinde eline bir kitap verildi ve kitap kendi yazdığı kitaptı, bir yıl önce Büro'ya postayla yollamıştı."THE CASE FOR THE UFO" adlı kitap taslağını Deniz Kuvvetleri'nden Amiral N. Furt'a yollamıştı ama Amiral haberinin olmadığını söylüyordu.
Kitabın sayfaları üç değişik yazıyla yazılmış ve notlar alınmıştı,Dr. Jessup yazılardan birisinin Alle'nin yazısının aynı olduğunu fark etti.Notlar sanki dünya dışı birisinin gözlemi olarak yazılmış gibiydi, binlerce yıl önceki uygarlıklardan söz ediliyor, dünyaya gelen uzay araçları tarif ediliyordu, sonunda ise Güç alanlarından, bir maddenin nasıl kaybolup, nasıl ortaya çıkarılabileceği ve 1943'te philadelphia'da yapılan deneyden söz ediliyordu. Normalde, saçma olarak tanımlanması gereken bu kitap, nedense ABD Hükümeti tarafından Pentagon'da üst düzey belli yetkililere özel olarak dağıtıldı.Carlos Miguel Allende veya Carl Meredith Allen yani Dr. Jessup'a mektup yazıp,deneyi anlatan kişi kimdi? Neden mektubu yazdıktan sonra kayboldu ve öyküsünü neden basına yollamadı? ABD Hükümeti, Jessup'un üzerinde notlar bulunan kitabıyla neden bu kadar ilgilendi?1959 Nisan'ında Jessup, arkadaşı doktor Mason Valentine'i arayarak Deney ile ilgili kesin sonuçlara ulaştığını anlatarak ertesi gün buluşmalarını istedi, 20 Nisan akşamı yemekte buluşacaklardı ama bu yemek gerçekleşemedi.Buluşacakları gece, Miami'de Hammock Parkı'nda Dr.Morris K. Jessup, arabasında ölü bulundu, polis raporlarına göre arabasında ekzoz gazıyla intihar etmişti ve söz konusu notlar ortada yoktu.Arkadaşları Jessup'un asla intihar edecek biri olmadığını söylediler,Valentine ise Jessup'un hastaneye götürüldüğünde hala sağ olduğunu öğrendiğini iddia etti fakat bunlardan bir sonuç çıkmadı ve olay kapandı. Acaba öyle miydi?Jessup'un Philadelphia Deneyi ile ilgili çalışmalarına ne olmuştu? Bu çalışmalar kimleri,neden rahatsız etmişti? Bu gizem hala çözülmüş değil.Yoksa böyle bir oyunla Jessup kendisine mektup yazan kişi Allen tarafından veya başka güçlerle intihar süsü verilerek notlarıyla birlikte bir yeremi götürülmüştü?

DENEY BAŞLIYOR

Tanığa göre, deney 22 Haziran 1943'te sabah saat 09.00' da jeneratörlere güç verilerek başlatıldı.Manyetik alan oluşuyordu; sonra yeşilimsi bir sis gemiyi örtmeye başladı ve USS Eldridge kayboluyordu; Olayın tanığı şöyle devam ediyor;"Bir an sadece geminin çıpasını görebildim, sonra oda kayboldu, ortada artık ne sis ne USS Eldridge vardı; bomboş denize bakıyorduk, bizim gemide bulunan üst rütbeli subaylar ve bilim adamları korku, dehşet ve heyacan içinde nefeslerini tutarak bu inanılması güç başarılarını seyrediyorlardı.Gemi ve mürettebatı hem radarda hemde gözlerimizin önünde yok olmuştu.Her şey planlandığı gibi yürüyordu, 15 dk. sonra emir verildi ve jeneratörlerin şalteri kapatıldı. Önce hiç bir şey olmadı, arkasından yeşil sis tekrar ortaya çıktı ve USS Eldridge yeniden görünmeye ve ortaya çıkmaya başladı ama gemi nereye gitmiş ve nereden geliyordu?

Sis azalırken, birşeylerin tuhaf gittiğini hissediyorduk.Hemen gemiye yanaştık, ilk önce mürettebatın çoğunun geminin yanından sarkıp kustuklarını gördük,diğerleri ise geminin güvertesinde şaşkın şaşkın dolaşıyorlardı,sanki hiç birinin bilinci yerinde değildi.Yetkili ekipler gemiye girerek bütün mürettebatı kısa süre içerisinde uzaklaştırdılar ve yerlerine hazır bekletilen yeni bir mürettebat aldı. Bir iki gün sonra, yeni bir deneye daha karar verildi.Gemi istenilen radar görünmezliğine ulaşmıştı, donanım değiştirildi ve 28 Ekim 1943'te deney yine aynı gemide tekrarlandı.Jeneratörler çalışmaya başladıktan hemen sonra Destroyer hemen hemen görünmezlik çizgisine ulaşmıştı, sadece burnu ve arkası görülüyor, arada ise bazı çizgiler belli belirsiz seçiliyordu. Sonra sadece su üzerinde tekne boyunda bir çizgi kaldı.Bir iki dakika sonra mavi bir ışık parladı ve o çizgide yok oldu. Şimdi gemi tamamen yokolmuştu. Bir kaç dakika sonra millerce uzakta Norfolk'ta ortaya çıktı. Göründükten biraz sonra bilinmeyen bir nedenle yine kayboldu ve Philadelphia'da tekrar ortaya çıktı. Bu kez durum çok ciddiydi, tüm mürettebatın başı beladaydı.

Bazıları yok oldu ve bir daha geri dönmediler.Bu olayın en korkunç bölümü ise beş tane denizcinin geminin eriyen ve sonra yine katılaşan metal levhalarının içinde kalmalarıydı.Bu çok feci bir durumdu. Denizcilerin birisi kurtuldu fakat bir daha eski haline dönemedi.Aklını tamamen yitirmişti ama yapacak hiçbir şey yoktu.Bazılarının psişik yetenekleri gelişmişti, sokakta yürürken kaybolan ve yine ortaya çıkan insanlar vardı. Manyetik alanın içinde kalan mürettebattan kaybolanlar ancak birisinin yüzüne ve eline dokunulmasıyla görünür hale geliyorlardı, yani dokunmanın giysinin olmadığı bir yere yapılması gerekiyordu. "Donma" adı verilen bu olay saatlerce, günlerce sürebiliyordu, hatta bir tayfa tam altı ay donmustu ve altı ay sonra kurtarılabilindi. Elektronik kamuflaj başladıktan sonra geminin ve mürettebatının bütünüyle kaybolup,çok uzak bir yerde ortaya çıkıp ve sonra yeniden geri dönmesine neden olan neydi? diyor olayın tanığı.Philadelphia deneyi hakkında ''gemi'' nasıl Norfolk'a gitti? Neden yine Philadelphia'da bir yere gitmedi? Levenson'un "Zaman Kilitleri"mi neden olmuştu?

Biz bir zaman dizisi içerisinde yaşıyoruz her hareketimizde bir an geçiyor ve zamanı olmadan süregelen uzayla çevriliyiz. Uzay-Zaman içinde bir yerde, bir an için var olduğumuzda, oluşan zaman karesi yani o anın resmi, lokal uzay / mekan koşulları gereğince yakalanır ve dünyadan çıkarak güneş sistemine yayılır ama uzaya gitmez ve Güneş sisteminin çevresinde yörüngeye girer. Bu "Işınlanma" gibidir.Yani her hareketimizin bir resmi çekilip, uzaydaki albümde yerini almıştır.Bu sonsuz zaman resimleri veya dilimleri Yaradılıştan beri vardır.Yani dünya zamanı içinde değilde,uzay zamanı içinde geri dönüp tüm resimleri görebiliriz.Bu oluşumun diğer koşulu bugünün emilme özelliğidir,içinde bulunduğumuz an bir balon gibi şişerek holografik bir görüntü oluşturur; bu tekbir anlık resimlerin biriktiği bir alandır ve özel bir uzay alanındadır. Yani o alanda bu an geçmişdeki tüm anlar vardır; işte USS Eldridge'nin Norfolk'ta ortaya çıkmasının nedeni geçmişinde orada bulunmasıdır; çarpılan uzay-zaman alanında geminin geçmişte orada bulunduğu anı resmi ortaya çıkmış ve gemi görünmüştür.Yani o anda hem Philadelphia'da hemde Norfolk'tadır.Eğer zaman alanını yeterince bozabilirsek,bir yerde görünebilir,dünya-zamanda değil, uzay-zamanda yer değiştirmiştir. Sebebi daha önce oradaydı.Eğer olay sırasında ve transfer tamamlanmadan önce birisi enerjiyi durdursaydı, madde parçacıkları ışınlanarak emilecek kaynağına doğru yani geriye vakumlanarak bu andaki orjinal yerine dönecekti. İki tane balon düşünün;birisinin içinde Philadelphia'da USS Eldridge bulunsun; Diğer balon ise Norfolk'ta ama içi boş;Bu boş balonda madde olmayan holodrafik görüntü beliriyor ve bu görüntü geçmişte bir yerde olan uzaysal bir imaj.Geçmişteki her zaman resmi bir holografik bir imaj balonu olarak vardır,Bunu bir çizgi filmin kareleri olarakta düşünebilirsiniz. Bu resim dizisi her varolan her şey için oluşmaktadır. Eğer biz Philadelphiya'da bulunan USS Eldridge'nin kendisinin bulunduğu dolu balonu sıkıştırırsak,Norfolk'daki boş balona giden maddi bir bağlantı koridoru yada madde tüpü oluştururuz.Yani imaj gemiye doğru...

Bu noktada, kaynağın dörtte biri boş, hedefin dörtte üçü doludur, işte tam bu anda birisi balonu sıkıştırmayı durdurursa ne olur? Işınlanmış madde dalgalar halinde geri dönerek orjinal uzaysal alanına geri döner yine vakum yaparak balonunu doldurur. Basınç yani sıkıştırma enerjisi "Yüksek şiddette titreşen manyetik alanlar" transferden önce serbest kalmıştır. Sonuç dalgaları dev bozucu veya distortional etkiler yaratarak kütleyi alanında hacimsiz bırakırlar. Canlı organizmaların kayıt alanındaki etkileri kağıt gibi incedir, dalga yerini alırken tüm dalgaların kaydı sırasında kurbanlar hayalet kayıtlara dönüşürler. Bu bio-plazmik alanın bozulması ciddi fiziksel sorunlara yol açabilir; Bu olasılık öldürücü ve şaşırtıcıdır ama yapacak bir şey olamaz,Eğer amaç görünmezlikse, çeşitli tanım ve yorumlar getirebilir. Ama niçin gemi suya batmamış ve ya karada bir kentin ortasında belirmemiştir sorusunun cevabı yukardadır, zira geçmişin resimlerinde bunlar yoktur. Ve negatif sonuçlara göründüğü kadar bakılırsa, deneyde yanlış giden birşeyler vardır.Ama bunlar nelerdir?

Philadelphia Deneyi bu bilimsel anlatımlardan sonra bugün 1943'te olduğundan daha güncel.Yeni kaynaklardan yeni ayrıntılar öğrenilmekte ,başka bir iddiaya göre projede görev alanların beyni yıkanarak, gördüklerini unutmaları sağlanmıştı. Fakat yıllar sonra anılar geri gelmeye başladığı için yaşayan tanıklar konuşmaya başladılar. Bielek bu yeni iddialardan kitabında söz ediyor.

Philadelphia deneyi ile ilğili bazı sorular:
-Philadelphia Deneyi, 1943 yılında gerçekten USS Eldridge adlı bir destroyerde
veya başka gemide mi yapıldı? Bu gemiye ne oldu?
-Gerçekten göz açıp kapanıncaya kadar koca bir destroyer 640 km uzağa gidip geldimi?
-Her iki deneyde yer alan mürettebata ne oldu? Şimdi neredeler ve 54 yıl sonra hala yaşayanlar varmı?
-İçlerinden hiçbirisi ortaya çıkıp, olayı neden anlatmadı?
-Nasıl olduda ABD Deniz Kuvvetleri, böylesine önemli bilimsel adımı 50 yıl saklayabildi?
-Böylesine korkunç bir sonuca ulaşan bu teknoloji nasıl bir şeydi?
-Einstein'in "Birleşik Alan Kuramı" gerçekmiydi?
-Peki bu kuram geliştirilip, tamamlanmışmıydı?
-Bu gün Philadelphia Deneyi ile ilgili dosyalar hangi kapalı kapının ardında saklanıyor?

Dr. Valentine, Charles Berlitz'le yaptığı röpörtajda şöyle diyordu;Bence Philadelphia Deneyi bilinen ve alışılmış yollarla açıklanamaz. Bazı bilim adamları atomun temel yapısının, madde parçacıklarından değil, elektromanyetik alanlarda oluştuğu görüşündeler.Bu çok karmaşık enerji alanlarının birbirlerini etkilemesi olayıdır. Eğer böyle bir evrenin içinde maddenin katlı fazları bulunmasaydı, şaşılırdı.Bu fazların birisinden birisine geçilmesi bir yaşamdan ötekine geçmeye benzer. Boyutlar arası değişmedir yani dünyalar içinde dünyalar olabilir. Manyetik alanların karıştırıcı olarak değişimler yaratabileceğinden kuşkulanılıyordu. Maksatlı olarak, olağan dışı manyetik koşullar yaratılması hem fiziksel, hemde yaşamsal olarak maddenin fazını değiştirebilir. Bu durumdada, bağımsız bir varlık olmayan ama içinde bulunduğumuz yaşama benzer belirli bir madde / zaman / enerji boyutunun bir parçası olan zaman faktörünü'de çarpıklaştırır. Kısacası deney olasıdır.

Berlitz'e göre Philadelphia deneyi'nin yapılıp yapılmadığı belli değildir ve şu an için kanıtlanamaz ama kavram olarak geçerlidir.Çünkü Einstein'ın ''Birleşik Alan Kuramı'' tarafından desteklenmektedir.Eğer deney yapıldıysa, söylentilerin ardındaki gerçek tanıklar susmaktadırlar ve belkide Türkiye'de de yayınlanan ''Yok Oldu''( Thin Air) kitabında anlatıldığı gibi çıldıran ve inanılmaz değişimler gösteren mürettebatın çoğu ölmüş veya gizli bir yerde ölümü beklemektedir.Ve belkide bir gün üzerinde ''çok gizli'' yazılı bir dosyanın açılma zamanı gelecek karanlıklar aydınlanacaktır.

Gökkuşağı Projesi/ project Rainbow
Amerikan donanmasına ait, USS Eldridge adlı 1240 tonluk bu gemi, 1951'de Yunan donanmasına katılana kadarki hizmet yaşamında ilginç bir deneyim yaşadı.
1943 kışında, USS Eldridge, dünya savaşında başarı kazanmak için çeşitli yöntemler geliştirmeye çalışan donanma tarafından Gökkuşağı Projesi adı verilen teknik bir deneye maruz bıraklıldı.

Philadelphia Deneyi olarak ta bilinen bu deneyde gemi, elektromanyetik alan üreten bir düzenekle çevriliyor ve güçlü jeneratörlerden verilen akımla bu manyetik alan içinde etki altına alınıyor.
Resmi açıklamaya göre amaç, geminin olağan manyetik alanını yok ederek elektromanyetik tetikleme ile çalışan mayınlardan etkilenmesini önlemek.
Resmi olmayan iddialara göre asıl amaç, radarda görünmezlik hatta optik görünmezlik sağlayacak şekilde bir manyetik alan yaratmak ve geminin yansıttığı ışığı eğmek.

Fakat akım verildiğinde beklenmedik gelişmeler yaşanıyor ve gemi tamamen yok oluyor. Akım kesildiğinde gemi yeniden beliriyor. Deney esnasında geminin başka bölgelerde aniden belirip yok olduğuna dair ihbarlar ortaya çıkıyor. Deney sonucunda gemi personelinin çoğunun kaybolduğu, aklını yitirdiği ya da bedenlerinin kısmen geminin dokusu ile birleşmiş olduğu görülüyor. Bu bilgiler tahmin edileceği gibi resmi olarak yalanlanıyor. Gemi 1951'de yunan donanmasına devrediliyor. 1990'lara kadar orada hizmet veriyor.
Mayıs 1943'te "USS Philadelphia Eldridge" deneyi adlı çok gizli bir askeri proje vardır. Amaç radarlarda görünmezliği sağlamaktır. Sonuç ise tam bir felaket olmuştur. Deneyden sadece bir tek kişi kurtulur. Adı David Herdog' dur... Deney onu zamanda 40 yıl ileri 1984 yılına göndermiştir... 9 yıl sonra 1993'te hayatından 40 yılı çalınan David bu olayın getirdiği ruhsal karmaşada cehennem azabı yaşarken, yeni bir proje için tekrar çağrılır. Bu kez bir uçak ve görünmezlik projesi çerçevesinde gizli bir deney planlanmıştır. Ön çalışmalar sırasında David'de bir takım gariplikler olmaya başlar... İlki dünyada büyük sansasyona yol açan filmin ikincisinde de heyecan tüm hızıyla devam ediyor...

Hiçbir yazı/ resim izinsiz olarak kullanılamaz!! Telif hakları uyarınca bu bir suçtur..! Tüm hakları Çetin BAL' a aittir. Kaynak gösterilmek şartıyla siteden alıntı yapılabilir.
.

« Önceki ::